22 Mayıs 2012 Salı


AT ÜSTÜNDE OK ATAN, OTURDUĞU YERDEN B.K ATAN TEK MİLLETİZ

Seneyi devirdik ve bir Eurovision Haftasına daha vasıl olduk. İlk kez 1974’de Yunan Kanalından seyrettiğim yarışmanın, o tarihten itibaren uzun süre müptelası oldum. Bu durum, yıllar sonra seçtiğim televizyonculuk mesleğinin temel taşını oluşturdu belki de. Bununla birlikte değişik dillere ve müziklere duyduğum ilgi, beni bu yarışmanın fanları arasına kattı.

Nedeni ne olursa olsun bu büyük ve uzun soluklu müzik festivali, sadece Avrupa’da değil, artık dünyanın her yerinden hayran kitlelerine ulaşıyor ve senede bir kere de olsa, müspet ya da menfi fikirlerle, herkesin ilgisini çekiyor.

Yarışmaya dair olumsuz düşünceleri olanların da türlü sebepleri var. “müzikleri sıradan”, “yurtdışında kimse bu yarışmaya aslında ilgi göstermiyor, bir biz abartıyoruz”, “sadece eşcinsellerin ilgi gösterdiği bir organizasyon” vs. Bu sene de pek çok kişiden aynı sözleri duyuyorum. Yarışma bitene kadar da duyacağım.

Gelin bir de gerçeklere bakalım.

Yarışma 56 yıldır düzenleniyor, katılım her sene artıyor.

Festival 140 ülkede aynı anda canlı yayınlanıyor, performans bölümünü 600 milyon, puanlamayı 1 milyar 500 milyon kişi seyrediyor.

Dünyanın en eski müzik dergilerinden Bilboard, yarışmayı her sene genel yayın yönetmeni düzeyinde takip ediyor, her basın toplantısına katılıyor ve yarışmacılarla, özellikle favoriler ile bizzat röportaj yapıyor.

Her ülkenin ortalama 4 dakika sahnede görünme şansı var, bu durum puanlamada oy almanızla daha da artıyor.

Birinci seçilen ülke, bir sonraki yıl ev sahipliği yapıyor.

Bütün bunların karşılığında ülkeler bu yarışmaya katılırken ortalama sadece 100 bin TL. gibi bir harcamada bulunuyor.

Şimdi, her ülke tanıtımı için milyon dolarlık bütçeler ayırıyor mu? Evet. Bunun için tanıtım filmleri, kostümler mekanlar ayarlıyor mu? Evet. Üstelik dışarıda bunları yayınlatmak için, yayın kuruluşuna yine milyonlarca dolar ödüyor mu? Elbette.

Sizin bu yarışma ile derdiniz nedir? Ben söyleyeyim derdin ne olduğunu: Yüksek reyting alan bu yarışmayı neden biz yayınlamıyoruz?

EBU kuralları gereği (biraz da karmaşaya meydan vermemek için) ülkeler yarışmaya devlet televizyonları vasıtası ile katılabiliyor ve yarışmayı sadece ülkenin resmi tv kanalı yayınlayabiliyor. Yarın öbürgün bu kural kaldırılıp, özel sektörün de böyle bir şansı olursa, siz görün bugünün yerden yere vuran medyası, lig maçlarını almak isteyen tv kanalları gibi birbirini yiyor mu yemiyor mu? Aldığında, yarışmayı duyurmak için ülkede donatmadık bilboard bırakıyor mu bırakmıyor mu? “En prestijli yarışma” diyor mu demiyor mu?

Bu yarışmada müzik ve şov yarışıyor. Düzenleyenler de daha fazlasını iddia etmiyor zaten. Katılanlar, beğenilsin ya da beğenilmesin, emek harcıyor (beste yapıyor, kostüm dikiyor, dansediyor)

Ayrıca da kusura bakmayın ama bütün katılan ülkeler aptal, bir biz akıllıyız öyle mi? Beğenmiyorsanız seyretmeyin elbette ama katılanı, izleyeni, beğeneni hor görmeyin. Birgün birinizi güzellik yarışması, futbol ya da evlilik programı seyrederken görürsem hatırlatırım çünkü.

Tüm Eurovision severlere iyi eğlenceler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder