AT ÜSTÜNDE
OK ATAN, OTURDUĞU YERDEN B.K ATAN TEK MİLLETİZ
Seneyi
devirdik ve bir Eurovision Haftasına daha vasıl olduk. İlk kez 1974’de Yunan
Kanalından seyrettiğim yarışmanın, o tarihten itibaren uzun süre müptelası
oldum. Bu durum, yıllar sonra seçtiğim televizyonculuk mesleğinin temel taşını
oluşturdu belki de. Bununla birlikte değişik dillere ve müziklere duyduğum
ilgi, beni bu yarışmanın fanları arasına kattı.
Nedeni ne
olursa olsun bu büyük ve uzun soluklu müzik festivali, sadece Avrupa’da değil,
artık dünyanın her yerinden hayran kitlelerine ulaşıyor ve senede bir kere de
olsa, müspet ya da menfi fikirlerle, herkesin ilgisini çekiyor.
Yarışmaya
dair olumsuz düşünceleri olanların da türlü sebepleri var. “müzikleri sıradan”,
“yurtdışında kimse bu yarışmaya aslında ilgi göstermiyor, bir biz abartıyoruz”,
“sadece eşcinsellerin ilgi gösterdiği bir organizasyon” vs. Bu sene de pek çok
kişiden aynı sözleri duyuyorum. Yarışma bitene kadar da duyacağım.
Gelin bir de
gerçeklere bakalım.
Yarışma 56
yıldır düzenleniyor, katılım her sene artıyor.
Festival 140
ülkede aynı anda canlı yayınlanıyor, performans bölümünü 600 milyon, puanlamayı
1 milyar 500 milyon kişi seyrediyor.
Dünyanın en
eski müzik dergilerinden Bilboard, yarışmayı her sene genel yayın yönetmeni
düzeyinde takip ediyor, her basın toplantısına katılıyor ve yarışmacılarla,
özellikle favoriler ile bizzat röportaj yapıyor.
Her ülkenin
ortalama 4 dakika sahnede görünme şansı var, bu durum puanlamada oy almanızla
daha da artıyor.
Birinci
seçilen ülke, bir sonraki yıl ev sahipliği yapıyor.
Bütün
bunların karşılığında ülkeler bu yarışmaya katılırken ortalama sadece 100 bin
TL. gibi bir harcamada bulunuyor.
Şimdi, her
ülke tanıtımı için milyon dolarlık bütçeler ayırıyor mu? Evet. Bunun için
tanıtım filmleri, kostümler mekanlar ayarlıyor mu? Evet. Üstelik dışarıda
bunları yayınlatmak için, yayın kuruluşuna yine milyonlarca dolar ödüyor mu? Elbette.
Sizin bu
yarışma ile derdiniz nedir? Ben söyleyeyim derdin ne olduğunu: Yüksek reyting
alan bu yarışmayı neden biz yayınlamıyoruz?
EBU
kuralları gereği (biraz da karmaşaya meydan vermemek için) ülkeler yarışmaya
devlet televizyonları vasıtası ile katılabiliyor ve yarışmayı sadece ülkenin
resmi tv kanalı yayınlayabiliyor. Yarın öbürgün bu kural kaldırılıp, özel
sektörün de böyle bir şansı olursa, siz görün bugünün yerden yere vuran
medyası, lig maçlarını almak isteyen tv kanalları gibi birbirini yiyor mu
yemiyor mu? Aldığında, yarışmayı duyurmak için ülkede donatmadık bilboard
bırakıyor mu bırakmıyor mu? “En prestijli yarışma” diyor mu demiyor mu?
Bu yarışmada
müzik ve şov yarışıyor. Düzenleyenler de daha fazlasını iddia etmiyor zaten.
Katılanlar, beğenilsin ya da beğenilmesin, emek harcıyor (beste yapıyor, kostüm
dikiyor, dansediyor)
Ayrıca da
kusura bakmayın ama bütün katılan ülkeler aptal, bir biz akıllıyız öyle mi?
Beğenmiyorsanız seyretmeyin elbette ama katılanı, izleyeni, beğeneni hor
görmeyin. Birgün birinizi güzellik yarışması, futbol ya da evlilik programı
seyrederken görürsem hatırlatırım çünkü.
Tüm
Eurovision severlere iyi eğlenceler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder