Ece Demiray’a Sevgilerimle 16.06.2009
Hani “neye niyet neye kısmet” derler ya.. Her şey arkadaşıma bir mektup taslağımı okutmamla başladı. “ne güzel cümlelerin var senin. Sen yazar olsana” dedi bana her zaman cıvıldayan ve güven veren sesi ile canım dostum.
İçim sevindi. Yazar olma hevesi ve bir tanıdıktan olur almanın rahatlığından değil. Sözcüklerin gücünden. “kelimeler ne kadar önemli” diye düşündüm. İnsanı her şeyin üstesinden gelecek kadar güçlü de kılıyor, her zaman yaptığı şeyi gerçekleştiremeyecek kadar güçsüz de..
Sağır kurbağa hikayesini herkes bilir. Bilir de, hep olumsuzluklara aldırmaması gerekene söylenir, anlatılır. Ya negatif konuşanlar?.. onların bu hikayeden alması gereken hiç mi ders yoktur?
Doğduğumuz andan itibaren, agucuk bugucuklarla başlayan ve kuantum fiziği ile ilgili tezlere varan bir dolu söz işitiyoruz. İnsanlara sorarsanız “boş sözlere pabuç bırakmazlar” ya da “özlü tezli” konuşmak isterler. Özü de tezi de anlamak için aramak, bulmak, düşünmek, gerek. Herkesin bunları yapacak kapasitesi olmayabilir ama en sığ ve IQ su düşük insanın bile çocuk sahibi olma hakkı ve yetiştirme sorumluluğu var. Her yetişen çocuk, topluma katılan birey demek.
Bu zincire böyle topluca bakınca korktum ben. Üzüldüm üstelik. O çocuklar için.. Herkes iyi niyetli olduğundan bahsediyor. “Benim kalbim temiz kardeşim” diyenlerle dolu etrafım. Ben de böyle olduğuma inanıyorum. “ben ona yapamazsın dedim çünkü hayal kırıklığına uğramasını istemedim” “ben ona biraz sert davrandım, engelledim, çünkü istediği şeyde onun için hayır yoktu” vs.. vs.. vs.. Bizim toplumumuza has bir şey mi bu? Geçenlerde bir internet sağlayıcısı “çocuklarımızın özgüvenli yetişmesi için özel olarak donatılmış” bir hizmetinden sözediyordu.. Buna ihtiyaç duyulduysa öyle olmalı. Neden?
Kendi anne babama bakınca şöyle bir kanıya vardım. Ebeveyn, çocuklarının yükseklere tırmanmasından korkuyor bizim toplumumuzda. Hatta kıskandıklarını bile söyleyebilirim. Yanlış anlaşılmasın, farkında değiller bence. Hep “biz sizin başarılı olmanızı isteriz, bununla gurur duyarız” diyorlar ama aile geleneği dışına biraz çıkıldı mı, eski köye yeni adet getirildi mi ödleri kopuyor. Yeni gelişme ile açılacak kapılardan, o kapıların nereye açılacağından korkuyorlar belki de. Başlıyorlar kulaktan dolma bilgileri ile sizi törpülemeye. En yakınınızda bulunan ve sizi karşılıksız sevenlerin yaptığına bakınca, dış kapının mandallarını saymıyorum bile..
Herkesin yazması gerektiğini düşünenlerdenim. Okunsa da okunmasa da… Çünkü yazma eylemi başlıbaşına bir terapi. Kafanızın içinde dönüp duran düşünceleri bir kağıda (ya da bilgisayara) dökün bakın.. Kafanızın içindeyken sizi kemiriyorlar. Ama bir kağıt üzerinde ya da bilgisayar ekranında karşınızda durunca daha dürüstler. Sakinler üstelik. Karşınızdakini çıldırtacak kadar sakin, düzenli, dediğim dedik…
O dostuma kocaman teşekkürler borçluyum. Özgüvenimi ne zaman yitirdim, hep mi böyleydim bilmiyorum. Bildiğim tek şey kendi kendime zincir vuruyor olmamdı. Güzel kelimeleri ile beni yüreklendirdi ve uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi gerçekleştirdi. Beni yazmaya ikna etti. Arkadaşların kraliçesi, kucak dolusu sevgi ve teşekkürlerimle…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder