14 Mayıs 2012 Pazartesi


GEÇİMSİZLİĞİNİZ KAÇ ŞİDDETİNDE?

Türkiye istatistiklerinden haberdarım ama resmi rakamlara ihtiyacım yok, etrafıma bakmam yeterli; Boşanmalar her yıl aritmetik katlama ile artıyor. Dilekçelerin bir çoğuna (hatta belki hepsine) gerekçe olarak “şiddetli geçimsizlik” yazılıyor.

Başlangıçta birbirini “şiddetle seven” çiftler aynı şiddetle neden geçinemiyor? Geçimsizliğin şiddeti kaç büyüklüğünde, nasıl ölçülüyor?

Ben, bunun için nikah ya da düğün hazırlıklarına bakmanın kafi olduğunu düşünüyorum. Evet evet, daha başlangıçta bu şiddetin iki tarafı da nasıl sallayacağını ve kaç ay (ya da zor ama kaç yıl) sonra bu evliliği yıkacağını tahmin edebiliyorum.

Herkes hayatta bir kere evlenmeyi  ve o evliliğin bir ömür boyu sürmesini ister. Zor karar verilir, prense dönüşsün diye kurbağalar öpülür, en güzel, en yakışıklı, dünyanın eni biri bulunur. Eh böyle anıtsal bir evliliğin, seramonisi de “orijinal” olmalıdır.

Hah! İişte arıza raporu, tam da bu süreçte tutulabilir. Bir evlilik hazırlığında, ne kadar çok orijinallik aranıp, ne kadar çok gürültü koparılıyorsa, o evliliğin ömrü o kadar kısa demektir. Maddi duruma göre en iyi mekan, en iyi gelinlik, en bulunmadık evlenme biçimi, en olmadık ne varsa araştırılıyorsa, dosta düşmana ve hatta hiç tanımadığı insanlara “ben evleniyoruum!” duyurusu yapılıyorsa, bu çift için boşanma avukatları arayabilirsiniz, geçmiş olsun. Zira içten içe bu evliliğin yürümeyeceğini, temelde ciddi ayrılıkları olduğunu bilen çiftler, bu şaaşalı törenleri, önce çevrelerini sonra  kendilerini kandırmak için yapıyor. Düğün bitip, fotoğraf, video, ıvır zıvır ne varsa elden bir kere daha geçtikten sonra da (yani yaklaşık üç ay) işin eğlencesi kalmıyor.

Ama nerede gizli saklı, simitçi ve çaycı şahitliğinde, kot pantolon-tişört ya da başörtüsü-pardesü içinde, davetsiz, çiçeksiz nikah kıydıran görürseniz, onları tebrik edin. Çünkü evliliğe inançları o kadar büyük ki, patırtı çıkarmayı akıllarından bile geçirmiyorlar ve çok uzun süre evli kalacaklar.

Bunun çözümü ne mi? Hayatlarımızı PR şirketlerinin reklam kampanyaları gibi yaşamaktan vazgeçersek, gençlerimiz “ben ne yapıyorum?” sorusunu daha ciddi soracaklar kendilerine.

Not: Tüm bu yazdıklarım zırva geldiyse, Galler Prensi Charles ile Lady Diana’nın düğününü hatırlatırım. Geleceğin İngiltere Kraliçesi olma onurunu bile sallamamıştı Diana son tahlilde… O kadar şiddetli yani…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder