GEÇİMSİZLİĞİNİZ KAÇ ŞİDDETİNDE?
Türkiye istatistiklerinden haberdarım ama resmi rakamlara
ihtiyacım yok, etrafıma bakmam yeterli; Boşanmalar her yıl aritmetik katlama
ile artıyor. Dilekçelerin bir çoğuna (hatta belki hepsine) gerekçe olarak “şiddetli
geçimsizlik” yazılıyor.
Başlangıçta birbirini “şiddetle seven” çiftler aynı şiddetle
neden geçinemiyor? Geçimsizliğin şiddeti kaç büyüklüğünde, nasıl ölçülüyor?
Ben, bunun için nikah ya da düğün hazırlıklarına bakmanın
kafi olduğunu düşünüyorum. Evet evet, daha başlangıçta bu şiddetin iki tarafı
da nasıl sallayacağını ve kaç ay (ya da zor ama kaç yıl) sonra bu evliliği
yıkacağını tahmin edebiliyorum.
Herkes hayatta bir kere evlenmeyi ve o evliliğin bir ömür boyu sürmesini ister.
Zor karar verilir, prense dönüşsün diye kurbağalar öpülür, en güzel, en
yakışıklı, dünyanın eni biri bulunur. Eh böyle anıtsal bir evliliğin, seramonisi
de “orijinal” olmalıdır.
Hah! İişte arıza raporu, tam da bu süreçte tutulabilir. Bir
evlilik hazırlığında, ne kadar çok orijinallik aranıp, ne kadar çok gürültü
koparılıyorsa, o evliliğin ömrü o kadar kısa demektir. Maddi duruma göre en iyi
mekan, en iyi gelinlik, en bulunmadık evlenme biçimi, en olmadık ne varsa
araştırılıyorsa, dosta düşmana ve hatta hiç tanımadığı insanlara “ben evleniyoruum!”
duyurusu yapılıyorsa, bu çift için boşanma avukatları arayabilirsiniz, geçmiş
olsun. Zira içten içe bu evliliğin yürümeyeceğini, temelde ciddi ayrılıkları olduğunu
bilen çiftler, bu şaaşalı törenleri, önce çevrelerini sonra kendilerini kandırmak için yapıyor. Düğün
bitip, fotoğraf, video, ıvır zıvır ne varsa elden bir kere daha geçtikten sonra
da (yani yaklaşık üç ay) işin eğlencesi kalmıyor.
Ama nerede gizli saklı, simitçi ve çaycı şahitliğinde, kot
pantolon-tişört ya da başörtüsü-pardesü içinde, davetsiz, çiçeksiz nikah
kıydıran görürseniz, onları tebrik edin. Çünkü evliliğe inançları o kadar büyük
ki, patırtı çıkarmayı akıllarından bile geçirmiyorlar ve çok uzun süre evli
kalacaklar.
Bunun çözümü ne mi? Hayatlarımızı PR şirketlerinin reklam
kampanyaları gibi yaşamaktan vazgeçersek, gençlerimiz “ben ne yapıyorum?”
sorusunu daha ciddi soracaklar kendilerine.
Not: Tüm bu yazdıklarım zırva geldiyse, Galler Prensi
Charles ile Lady Diana’nın düğününü hatırlatırım. Geleceğin İngiltere Kraliçesi
olma onurunu bile sallamamıştı Diana son tahlilde… O kadar şiddetli yani…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder