28.07. 2010- KÜÇÜKYALI
Bir kitap okudum, hayatım değişti. Bir film izledim, hayatım değişti. Biri ile tanıştım, hayatım değişti…
Ben bir dolap yaptırdım…
Aslında her şeyi baştan anlatsam daha iyi olacak galiba. Özellikle de kendime…
Sizin başınıza da gelir mi bilmem. Etrafımdaki insanlar geldiğini söylüyor. Hani hayatınızın hangi döneminde olursanız olun, kaç yaşınızda olduğunuz hiç önemli değil, birgün evinizdeki, yaşadığınız yerdeki her şeyi elinizden şöyle bir geçirmek istersiniz. Sanki onlar böyle bütün yaşanmışlıkları ile üstünüze üstünüze gelir. Boğmaya başlar. Sanki artık bulunduğunuz mekanda zaman durmuş, hava akımı bile kesilmiş gibidir.
Ben hayatımın kırkına merdiven dayadığı dönemde yaşadım bunu. (hayatımın diyorum bakar mısınız? Hiç üstüme alınmıyorum) doğruyu söylemek gerekirse epey zamandır böyle bir harekat planlıyordum ama hem maddi durumum, hem de, ne yalan söyleyeyim, ruhum buna hazır değildi.
Kocaman bir dolap gerekiyordu öncelikle bu toparlanma için. Hiç de öyle değilmiş. Yani öncelik dolapta değilmiş. Dolabın yapılabilmesi için önce evden eşya çıkmalıymış meğer. Peki.. Evi şöyle bir gözden geçirdim. Bir de ne göreyim. Evde aslında bana ait neredeyse hiç eşya yok.
Biriktirme hastalığını bilir misiniz? Ben bunu anneme yakıştırdığım bir rahatsızlık sanırdım ama gerçekten böyle bir hastalık varmış ve ciddi tedavi gerektiriyormuş.
Efendim durum şu: Bu hastalığa yakalanan kişi evini bir tür müzeye, semt pazarına, zücaciye dükkanına, rehin merkezine hatta ileri boyutlarda çöp eve dönüştürüyor. Kendi evi yetmediği zaman nazının geçtiği kişilerin evlerine taşıyor ve sinsi bir vicdan sömürüsü ile oraları da ardiyeye çevirmeyi başarıyor. Doktorlar bu kişilerin her eşyasına bir anlam, bir hatıra yüklediğini iddia ediyor.
Bundan 8 sene evvel de evimden bir kamyon dolusu eşya çıkardım (ki onlar da bana ait değildi) Malzemeleri almaya gelen görevli evi görünce “abla burası ardiyeydi herhalde. Artık oturmaya mı karar verdiniz?” dedi. “evet” dedim hiç bozuntuya vermeden.
Şimdi gidecekler gitti, evde hareket edilebilecek yer açıldı. Vee atılacaklara sıra geldi.
Geçmişinizi ağlaya zırlaya, küfür kıyamet, güle oynaya battal boy çöp poşetlerine gönderdiniz mi hiç? Bir anda, geride hiçbir şey bırakmadan… Şiddetle, hararetle tavsiye ediyorum.
Kıyım gibiydi, kan revandı ama geride kalan huzur muhteşemdi. Beğenmediğim fotoğraflar, parçalanan günlükler, eskimiş ders notları, kartvizitler, bir ucuna aşk sözcükleri karalanmış kağıt peçeteler, ödenmiş ve eskimiş faturalar, tebrik kartları, mektuplar, artık hayatımda olmasını istemediğim kişilerden gelen hediyeler her şey ama her şey “yallaaah!” nidaları ile çöp poşetlerini boyladı. (tabi kağıt atıklar kesinlikle ayrı bir yerde depolanarak)
Sonra geri kalan hayatımda birlikte olmak istediğim, beni ben yapan şeylere geldi sıra… özenle kapalı kaldıkları karanlık yerlerden çıkarıldı. Tozları alındı. Onları bana ulaştıran, sahip olmamda pay sahibi herkese dualar edildi. Birbirini rahatsız etmelerinden korkarcasına özenle daha önce planlanan yerlerine yerleştirildi. Sevgi ile dönüp dönüp yerlerinden memnunlar mı bakıldı.
Sonra da kötücül bütün enerjiler gitsin diye evimin her yerini sildim. Duvarlarına kadar. Girip çıkan herkesin bıraktığı izler gitsin, yerine yeni, taze ve güzelleri gelsin diye…
Uzattım biliyorum ama Ben bir dolap yaptırdım. Ben aslında bir dolaptan çok daha fazla şey edindim. Ben, geçmişimdekileri olmaları gereken, hak ettikleri yerlere gönderdim. Kimini yardıma ihtiyacı olanlara, kimini hayatımın temizlenmiş raflarına, yani baş köşeye, kimini de… Çöp poşetine. Çok yorgunum ama hiç bu kadar huzurlu olmamıştım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder